Alttakinin Canı Çıksın: The Platform İnceleme


2
The Platform İnceleme

İlk olarak belirtmek istediğim husus, bir sinema veya görsel sanatlar eleştirmeni olmadığım, böyle bir niteliğimin olmadığı ve böyle bir niteliğe sahip olacak herhangi bir eğitime sahip olmadığım hususudur. Bununla birlikte sembolizme düşkün bir zihne sahip olduğum zannıyla yaşamaktayım. Bu sebeple izlediğim, dinlediğim, okuduğum, gördüğüm ve yaşadığım şeyler üzerine düşünmeyi seven bir fert olarak sosyal medyadan yaptığım kısıtlı yorumları gören bir arkadaşımın ricası neticesinde The Platform filminde dikkatimi çeken hususları değerlendirmeye çalıştım.

İlk olarak -sanıyorum ki- filmi izledikten sonra hazırlanan kritiklere ilk defa alta kalanın canı çıksın başlığını koyan kişi ben değilimdir. Ancak, film temelde altta kalanın canı çıksın önermesini kabul eden çoğunluk ile altta kalanın canı çıkmasın diyen azınlık arasındaki mücadeleyi konu alıyor. Ancak altta kalanın canı çıksın diyen çoğunluk ile altta kalanın canı çıkmasın diyen azınlığın eylemlerinin benzeştiğini bariz bir şekilde filmde görüyoruz. Filmin nihayetinde gördüğümüz kadarıyla aşağıya doğru inen 400 kat var ve her katta iki mahkum bulunuyor. Zemin diyebileceğimiz katta hazırlanan mükellef bir sofra katlarda belirli sürelerde bulunup aşağıya doğru iniyor. İlk 40 katta kalanlar karınlarını doyurabilir halde iken geri kalan katlara yiyecek ne yazık ki ulaşmadan bitiyor. Bu durum açlığa ve açlık eksenli suçların yaşanmasına neden oluyor.

Yiyeceğin bitmesinin sebebi, ilk kırk katta bulunan mahkumların ihtiyaçlarından fazlasını tüketmeleri ekseninde şekilleniyor. Herkes doyacak kadar yese tüm yemeğin yeteceği yönünde bir düşünce filmi seyrederken aklınıza geliyor. Ancak filmin sonunda hazırlanan sofranın asla 800 kişiyi doyurmaya yetmeyeceğini anlayabiliyorsunuz. Aslında sistem kurulurken böyle bir durumun önüne geçmek maksatlı olduğunu düşünebileceğimiz bir önlem alındığını ve her ay mahkumların bulunduğu katların rastgele değiştirildiğini görüyoruz. Ancak altta kalanın halini anlamak şöyle dursun, üstte kalmanın önemini daha iyi kavrayan mahkumlar, salt aşırı yemek yemiyor, ayrıca aşağı katlara gidecek yiyecekleri yenilmez hale getirmeyi bir eğlenceye dönüştürüyor.

The Platform İnceleme

Filmi anlatmayı sürdürürsem yazı, analiz değil tasvir yazısına dönüşecek gibi geliyor. Bu sebeple temel analizlerimi gerekçelendirerek vermeye çalışacağım.

  1. İnsan, çoğunlukla içinde olduğu ortama ayak uyduran, nadiren başkaldıran ve neredeyse yok denilecek düzeyde ilkesel hareket eden bir varlıktır. Filmin hülasası sanıyorum bu önermedir. Zira kahraman başlangıçta yapmayacağı her şeyi süreçte yapıyor. İnsani yönleri diyebileceğimiz özellikleri süreçte budanıyor ve hissizlik ortaya çıkıyor. Ancak nadiren başkaldırma eylemi için de aslında bir çeşit yenilgi iktiza ediyor. Kahraman, değişimin verdiği acı, değişime direnmenin verdiği acıdan daha az olur olmaz olmaz, değişenler arasına katılıyor. Ancak adalet talebinde olan birinin kısıtlı düzeyde olsa da sürekli eylemlerini görünce eski kimliğini bir süreç neticesinde hatırlayıp başkaldırıyor. Ancak belirtmek gerekir ki, süreçte ilkesi kalmıyor. Amaç her türlü aracı mübah hale getiriyor.
  2. En dibe inmeden kurtuluşa ermek gerçek anlamda mümkün değildir. Ancak burada şöyle bir yorumu daha eklemek mümkün oluyor. Dibe inmeyi göze alma nedeni değil, dibe inme eylemini gerçekleştirme kurtuluşu sağlıyor. Kahramanımız en dibe inmeye başta kaynakların adil dağıtımı için seçiyor ancak aşağı inmeye başladıkça açlıktan insanlar ölmesin diye başladığı yolculukta kendisi şiddet ile insan öldürüyor. Sonra gördükleri “kutlu” kişinin kendilerine verdiği aklı kabul ediyorlar ve herkesi doyurmaktan ziyade Platform’un işleyişine fiili anlamda katkı sunacak alt düzey bürokrasiyi etkilemek adına bir hediye sunmak için yolculuğu sürdürüyor. Aşağı indikçe eylemleri çirkinleşiyor, tek yapmak istediği şey bir tabak tatlıyı dokunulmadan yukarı gönderip yukarıdan birilerinin sürece müdahale etmesini beklemek olarak şekilleniyor. Bir nevi mehdi inancına benzer bir inançla hareket eden kahramanımız en dibe indiğinde ve normal şartlarda Platform’da olmaması gereken bir çocuk bürokrasiye gönderilecek tatlıyı yediğinde kurtuluşa eriyor. Çünkü dibe inmek aslında zirveye çıkmak oluyor. Süreçte kahramanın yolculuğu dünyaya karşı kayıtsız zihin, dünyayı değiştirmek için kendi kudretinin yeteceğine inanan zihin, dünyayı ancak dünya dışından bir müdahalenin değiştireceğine inanan zihin ve psikopat zihin olarak karşımıza çıkıyor.
  3. Semboller, insanlara bir amaç verir ancak nihai hedef vermez. Filmde ilk gördüğümüz sembol, her mahkûmun Platform’a girerken yanında istediği herhangi bir eşyayı seçmesine izin verilmesi olarak karşımıza çıkıyor. Platform tarihinde ilk defa yanına kitap alan kişinin ilk kurtulan kişi olması bile başlı başına bir sembol olarak karşımıza çıkıyor. Kitap ilk olarak bıçağı yeniyor, ardından diğer eşyaların cazibesine sahip olmadığı için güç sahiplerinin ilgisini çekmediğinden sahibine bir güven sunuyor ve nihayetinde kitap Don Kişot’u yani kaybedilmiş bir davanın yenilgiye rağmen mücadeleyi sürdüren bir kahramanı anlatıyor. Belki bu noktada, Platform’un ne liberal iktisadi düzen ne de Marksist temelli iktisadi düzenleri tavsiye etmediği fikrine de ulaşabiliriz. Zira Platform’daki kaos başlangıçta liberal iktisadi düzeni çağrıştırıyor ancak kahramanın Marksist temelli iktisadi düzen kurma çabalarının da sonuç vermediğini biliyoruz. Don Kişot’a dair yapılan yorumlardan birisi de, kitabın Soyluların düşüşe geçtiği dönemde Burjuvalara karşı mücadele eden bir anti-kahraman olarak kurgulandığı tahlilidir. Çok dağıtmadan başa dönecek olursam, sürekli semboller değişiyor ve her sembol kahramana yeni bir amaç veriyor ancak kurtuluşu amaçlar sağlamıyor, aksine amaçların tükendiği noktada bir kurtuluş mümkün oluyor. Filmin bu noktada yorumu, sembollerin yaşamak için gerekli olduğu ancak değişimi sağlamak için yeterli olmadıkları ekseninde şekilleniyor.
  4. İnsan doğru olduğuna “inandığı” şey için, yanlış olduğunu “bildiği” şeyleri yapmayı göze alır. Kahramanımızın düzeni değiştirmek için başladığı eylemler silsilesinde yaşadığı dönüşüme yukarıda değinmiştik. İnsanlar açlıktan ölmesin diye çıkılan yolda başka insanları şiddet uygulayarak öldürmek, tehdit etmek, başkalarını aç bırakmak kahramanımızın süreçte sıklıkla başvurduğu eylemler oluyor. Zira burada bilme ile inanma arasında bir tenakuz ortaya çıkıyor. Kahramanımız kurtuluşun nasıl olacağına dair planları icra safhasının başında işlemez hale gelince ortaya çıkan “evliya” karakteri kahramanımıza inanacağı bir şey söylüyor. Bu noktadan sonra kahramanımız, doğru olduğuna inandığı şey için, yani eğer sofradan bir yemek hiç dokunulmadan yukarıya geri giderse Platform şartlarında iyileşmeler yaşanacağına dair duyduğu inanç sebebiyle yanlış olduğu mutlak olarak bilinen eylemlere girişiyor ve süreçten ızdırap duymayı bırakıyor. Başlangıçta sahip olduğu ürkeklikten, inanç düzeyinde hareket etmeye başladığında sıyrıldığını görebiliyoruz.
  5. Sistemi değiştirmek için yola çıkanlar, süreçte mutlaka değişirler. Kahramanımız, iyi bir insan olduğu zannına sahip olarak başladığı yolculuğunda evvela kötü bir insana en sonda ise psikopat bir insana dönüşüyor. Herkesin gözünden kaçan bir biçimde esasında sistem de değişmiyor. Sadece ve sadece sistemin içinde hapsolmuş bir kişi, sistemden çıkmayı başarıyor. Ancak aslında kurtuluş gerçek anlamda sağlanmıyor. Zira sistemden çıkan kişi ile sisteme giren kişi arasındaki farklar bariz bir şekilde görünüyor. Filmde kolektif davranışa yönelik bir övgü var ama “kurtuluş” nihayetinde kolektif eylemle değil bireysel eylemle fert düzeyinde gerçekleşiyor. Tüm bunlar yaşandıktan sonra ise sistem işleyişini yine sürdürüyor. Filmi izleyenler neden sistemin değiştiğine yönelik bir düşünceye kapıldılar ben anlamadım ancak filmde sistemin değiştiğine yönelik herhangi bir bilgi verilmiyor ve kahramanın yaptıkları sistemi değiştirecek bir nitelikte eylem statüsüne girecek bir boyuta ulaşmıyor.
The Platform İnceleme

Daha fazla uzatmak istemediğim için bu noktada yazıyı sonlandırıyorum. Ancak şunu da ifade etmek gerekir ki, insan kurtuluşa ancak bilinç düzeyinde erişebilir önermesi insanlığın tarihi göz önünde bulundurulduğunda makul olan bir önermeye dönüşüyor. Platform filmi, çok yoğun bir sembolizm yüklü haliyle zihni açan bir eser olarak karşımıza çıkıyor. İleride nasip olur uluslararası ilişkiler teorileri dersi verirsem izlettireceğim bir film olduğunu da rahatlıkla söyleyebilirim. Esen kalın, sağlıklı kalın, evinizden gerekmedikçe çıkmayın, yetkililerin önlemlerine riayet edin ve Tıp doktorlarına güvenerek tevekkül edin. Şimdiden iyi seyirler.


Beğendin mi? Arkadaşlarınla paylaş!

2

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Format Seçin
Kişilik testi
Series of questions that intends to reveal something about the personality
Kısa test
Series of questions with right and wrong answers that intends to check knowledge
Blog Yazısı
İstediğin bir kategoride hazırlanmış bir yazı
Liste
Liste içerikler